Renkler ve Duygular

e-Posta

Tatlı serin bir bahar akşamı, canım eve gitmek istemedi, küçük, sıcak bir ev yemekleri lokantasının masalarından birine oturdum, tek başınayım. Etrafımda orta halli insanlar oturuyor. Masalarda, kenarlarda çiçekler, pembe, lila, mor, kırmızı sarı, beyaz… Sanki bir renk meleği avucundaki tüm renkleri , etrafa şöyle bir savurmuş gibi, o kadar doğal, o kadar etkileyici. Nereden geldiği belli olmayan bir ses, Türk sanat müziğinin en bilinen şarkılarını söylüyor. tatlı bir rehavet var , bir avlunun etrafında oturan komşular gibiyiz.

Hep olduğu gibi kuru fasulyemi söyledim, kitabımı açtım, okuyorum ama kulağıma ulaşan konuşmalara da ilgisiz kalamıyorum. Konular hep aynı, sorunlar hep bildik, gülümseyerek dinliyorum, duyguları, yakınmaları; mutlu sessiz gülümsemeler, şen kahkahalar, sessiz gözyaşları, insana özgü ne varsa yani..

Akşamım en güzel saatlerinde bir araya gelmiş olan bu insanları birleştiren bir şey var, burada herkes duygusunu coşkuyla yaşıyor, müzikten mi , bahardan mı, renklerden mi bilinmez. Duvarda  asılmış resimlerde, tıpkı bu lokantadaki insanlar gibi rasgele dizilmişler, ama onları da kaynaştıran duygular, renkler var.

Hep merak etmişimdir, o resmi alan kişinin kriteri ne, ne düşünür alırken, ne hissettirmiştir o resim ona, sorsam mı, mavi önlüklü kızıl saçlı kadına? Birazdan belki sorarım.

Yan masadan gelen acıklı fısıltı daha çok ilgimi çekmişti, yumuşacık fısıltılarla kadın, adama hissettiği sevgiyi anlatmaya çalışıyordu, fısıltılarında kırmızı bir çığlık gizliydi, kendiside yaşadığı duygudan korkuyordu ve biliyordu ki, sevgisini olduğu gibi ortaya koyarsa  adam ürkecekti, sevgiden ürkmek…? Ne tuhaf ama gerçek , artık çağımızın insanı sevgiden korkuyor, bir insanı sevmekten ve bir insan tarafından sevilmekten.

Duvardaki resim ne kadar teknik hatalarla dolu olsa da, samimi fırça darbeleri beni etkiledi, ressamı oldukça romantik olmalı, yada seviyordur belki kim bilir. Böyle korkak fısıltılarla da olsa söyleyemeyecek, korkuyor, sevmekten mi korkuyor, karşıdakinin sevilmekten korkup, uzaklaşacağından mı, ne dersiniz? Resim bu konuda biraz ipucu veriyor, fondaki sarılarla karışık pastel pembelere giderek griler karışıyor, resmin dördüncü planında korku iyice ortaya çıkmış, sert fırça darbeleriyle kahverengiler dans ediyor.

Yanımdaki masada gençler gün boyu beraber çektirdikleri fotoğraflara bakıyorlar bir ekrandan; kıkırdamalar, aaa burnum güzel çıkmamış, saçım yüzüme gelmiş cümleleri uçuşuyor kıkırdamaların arasından. Onları izlediğimi fark edince, biraz mahcup, gülen bakışlarla bakıyorlar bana bir an, ama hemen kendi dünyalarına dönüyorlar. Onlar kadar kaygısız olmalı diye düşünecekken vazgeçiyorum, onlarda kendilerine göre büyük kaygılar yaşıyorlar. Arkalarındaki vazoda çiçekler resmiyle bütünleşmişler sanki, mor sümbüllü beyaz bir vazo, vazonun deseni yine mor sümbüller, ne çok severdim çocukken bahçe duvarında saltanat süren mor salkımları. Resimdeki morların arasında inanılmaz uyumlu, canlı yeşiller var, belli ki hazır bir renk değil, ressamı özene bezene kendisi hazırlamış,yeşili çözmüş anlayacağınız. Bir hocamız vardı, renkleri çözün önce derdi ve yeşili çözdüğünüzde ustalaşmışsınızdır, karşımda ustaca çözülmüş bir yeşil vardı, gençlerin gülüşmelerinin yansıması gibi, içimden ressama sevgilerimi gönderiyorum, bazen sadece böyle bir sevgi gönderisi için bile resim yapmalı diyorum.

Gençlerin an’ı yaşamasına da hayran oldum , arkamdaki masada gelecek  kaygılarını paylaşan güzel kadınların tam tersine.

Güzellik kadında dikkati çeken ilk özellikmiş, önce güzelliği, sonra zekası, eğitimi, kültürü konuşması falan, benim gibi kuru fasulye yiyen bu iki güzel kadın neden bu kadar endişeli acaba diyerek iyice kulak kabarttım konuşmalarına,’’ benim için ne hissediyor bilemiyorum, anlayamıyorum bir türlü ‘’diyordu kırmızı ayakkabılı olan, ‘’ama artık rahat etmek istiyorum, galiba sevgi ikinci planda olsa da önemli değil.’’

Çok düşünmedi kırmızı ceketli kadın ‘’ben kabul edemem sevgisizliği ‘’dedi,’’ bir evim birde emekli maaşım var, seninde öyle, koşullarımız aynı ama ben daha çok rahatlık uğruna sevgiden vazgeçemem’’.

Tam yanındaki mavi resim gibiydi kadın, mavinin neredeyse tüm tonlarının dans ettiği bu tuvalde de sevgi vardı. Soyuttu, rahat anlaşılmıyordu ama sevgiyi derinden ifade ediyordu, okyanus mavisi, akdeniz mavisi, sis mavisi, kar mavisi sizi hemen içine çekiyor, başınızdan aşağı tüpler dolusu sevgi boşaltıyordu.

Kuru fasulye gerçekten çok güzel, kırmızıdan turuncuya doğru değişen harika canlı renkte suyunun içinde parlak uçuk turuncu fasulyeler , enfes.

Her masadaki konuşmada kendimden bir şeyler buldum, her korkuda , endişede, mutluluk anında, kahkahada,  kuru fasulyenin renklerinde hep benden bir şeyler vardı, insandık hepimiz, ve hissedilenler o kadar insancaydı ki.

Her duygunun resmi, renkleri çok güzeldi. Sevgi korkusunun rengini ise hiç sevmedim, hiç kullanmadım,paletimde yer almadı o çamur grisi renk. Ama varlığını görüyorum, insanlar sevgiden korkuyor, sevmekten korkuyor, sevilmekten korkuyor.

Rahatlık, üzülerek söylüyorum ki maddi rahatlık, maddi güven her şeyin ötesinde önem taşıyor olmuş, ne zaman yitirdik yüreğimizin en güzel rengini, nerede Akdeniz mavisi?

Sevgisiz rahatlık rahatlık mıdır, ya sevgisiz güven , olur mu böyle bir şey, çamurlaşmış gri… İnsanlar ne zaman Akdeniz mavisiyle yaşamayı seçecekler acaba, çamurlaşmış gri yüreklerine bulaşınca mı? Geç olmayacak mı o zaman, yoksa mavi söz konusu olunca geç diye bir şey yok mu?

Lale Ataman
Facebookta Paylaş