Karadeniz’den balık kamyonlarının arkasına takılıp Ankara’ya kadar gelen martılarda ise durum biraz farklıdır. Ankara’ya geldiklerinde şehirde kaybolurlar. Yiyeceklerinin peşinde kendilerini gurbette buluverirler. Varlık Mahallesi, Balık Hali ve Mamak Çöplüğü’nde maviden ve denizin kokusundan uzak yaşarlar.
Kursağına girecek balığın peşinde, bazen Eğmir’i, bazen Mogan gölünü, bazen de Hatip Çayı’nı mesken tutarlar. Ankara’nın sisli puslu havasında, balık kamyonlarının peşinde savrulur dururlar.
Can Yücel’in söylediği doğrudur aslında;
“Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”
Ancak Ankara’da durum biraz farklıdır.
Martı için sokak çocuğu olmanın keyfi, denizde gizlidir sanırım. Bu denizi eksik şehirde martılar, şehrin sokakta kalmış çocuklarıdır artık.
Kanadı da, hayatı da alacalıdır Ankaralı martıların.
Halde deniz kokan balık yer, Mamak çöplüğünde maviyi özlerler.
Kargaya çalar renkleri.
Şehir güvercini ile denizköpüğü arasında sıkışmışlardır.
Sesleri de çok çıkmaz.
Öyle koca vapura kafa tutacak kalabalık martı çığlıklarına rastlayamazsınız. Kalabalık değillerdir. Vapur düdüğüne karışan, hoyrat, kendinden emin çığlıkları yoktur. O kıyıların, o başka bir memleketin öyküsüdür.
Kurumaya yüz tutmuş bir çay manzarasında bir eğreti yaşarlar.
Mamak çöplüğünde eşelenen martının denize özlemi, ancak Hatip çayının kenarında bir nebze diner. Kanadını kaşıyacak mekânın keyfini çıkarırlar.
Bizde bazen kendimizi Ankara’da martı gibi hissetmez miyiz? Hissederiz elbette, ancak çok sürmez.
Atı veririz Ankara’nın güzel sonbaharına kendimizi. Biz toparlarız da Ankaralı martılar için durum böyle değildir.
Denizi olmayan memlekette deniz kuşu ve Ankara’da martı olmak zor iki gözüm.
Feridun BÜYÜKYILDIZ
Facebookta Paylaş
