KİTAP

e-Posta
Serenad
SERENAD
Zülfü Livaneli

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
Devamı...
Hayat
Hayat
Ayşe Kulin


Hayat ve Hüzün’de yazdıklarım, babamın da var olduğu dünyada geçirdiğim kırk yılın, dürbünüme çarpan resimleridir; özelimde ve ülkemde 1941’den bu yana yaşadıklarımdan, gördüklerimden seçmelerimdir. Kitabıma, beni çok etkileyen, çok üzen, çok sevindiren, bende iz bırakan, belleğimde hep kalan anılarımı aldım. 1983’ten sonraki yıllarımın serüveni belki bir başka kitaba konu olur ama bu kitaplar, 1983 yılına kadar, Edip Cansever’e rahmetle selam olsun, “Ben Ayşe Kulin Nasılım?”a yanıtımdır.
Veda ve Umut’ta ailesinin yaşadıklarından yola çıkarak Osmanlı’nın son günlerinden cumhuriyetin ortalarına kadar Türkiye’nin öyküsünü anlatan Ayşe Kulin, bu kez Hayat ve Hüzün’de kendi anılarını ve o anıların geri planını oluşturan dünyayı anlatıyor. Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen kalemlerinden biri olan Ayşe Kulin’den, anıların, Türkiye ve dünya koşullarının iç içe geçtiği bir çalışma...



AYŞE KULİN, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki “Gülizar” adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile senaryolaştırdı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü’nü kazandı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En ıyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü kazandı. 1996 yılında Münir Nureddin Selçuk’un yaşamöyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. 1997’de yayınlanan Adı: Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine bir biyografik roman olan Füreya, 2001’de Köprü, 2002’de Nefes Nefese ve İçimde Kızıl Bir Gül Gibi, 2004’te Kardelenler ve Gece Sesleri yayınlandı.
Devamı...
Kibrit Çöpleri
Kibrit Çöpleri

Murathan Mungan


En kısa hikâye parçasına an denir.

Bazı anlar bütün yaşamımızı belirler.

“Bütün yaşamımız” dediğimiz de o birkaç ana bakar aslında…

Bu yüzden yıllar sonra en çok hatırladıklarımız anlardır.

Gerisi bulanıktır. Geçmişi anlar berraklaştırır.
Devamı...
Bir Dönem İki Kadın
Bir Dönem İki Kadın
Melek Ulagay, Oya Baydar
Can Sanat Yayınları

Oya Baydar ve Melek Ulagay... Dünyanın ve Türkiye'nin,1940'lardan günümüze uzanan macerasına tanıklık etmiş, tanıklıkla kalmayıp olayların içinde yaşamış iki kadın. Gençliği, umudu, devrimci mücadeleyi, sol örgütleri, hapishaneleri, işkenceleri, sevdiklerini yitirmenin acısını, mülteciliği, sürgünü, eve dönüşleri, İstanbul'dan Filistin kamplarına, Güneydoğu'dan Avrupa kentlerine savrulan yaşamlarını anlatıyorlar.

27 Mayıs'a,68 olaylarına, solun yükselişine,1 Mayıs'lara,12 Mart ve 12 Eylül darbelerine, katliamlara, Kürt hareketinin başlangıç günlerine, kontrgerillaya, Ortadoğu'da Amerika ve İsrail'in Filistin halkını yok etme planlarına, Doğu Bloku'ndaki yaşama, Berlin Duvarı'nın yıkılışına, sosyalist sistemin çöküşüne, yakın tarihin daha nice olayına tanıklık etmişler.

Günümüz Türkiyesi'nde ve dünyada adları bilinen, bugün hâlâ önemli konumlarda, siyaset sahnesinde ya da yaşamın türlü alanlarında karar noktalarında olan pek çok insanı yakından tanımışlar. Dostluğu, yoldaşlığı, sevgiyi, aşkı, örgüt ve parti içi sorunları yoğun duygularla yaşamışlar. Ve şimdi kendileriyle, geçmişle, tarihle hesaplaşarak o günleri anlatırken, geleceğe sesleniyorlar.

'Tarihi sadece erkekler yazmamalı, tarih erkeklerin insandan çok siyasete odaklı resm tarihi olmamalı. Bizimki bir başlangıç, geçmişi yansıttığımız ayna da bizim kendi aynamız. Umarız devamı gelir, başkaları da kendi aynalarını tutarlar tarihimize, ' diyor Melek Ulagay ve Oya Baydar.

'Bunca insan geçti hayatımızdan, acı tatlı bunca olay, anlatılanlar ve anlatılamayanlar, hatırlananlar hatırlanmayanlar, unuttuklarımız, unutmak isteyip de unutamadıklarımız ya da unutmaktan korktuklarımız. Bizimki; farklı duygular, farklı dürtülerle, farklı ortamlarda ama aynı amaca doğru, paralel çizgiler gibi kesişmeden akıp geçen iki yaşam; iki kadın hikâyesi işte...'

(Tanıtım Bülteninden)

Devamı...
Arı Kovanına Çomak Sokan Kız
Arı Kovanına Çomak Sokan Kız
MILLENNIUM III

Stieg Larsson
PEGASUS YAYINLARI

“Sizi uyarıyoruz: Millennium üçlemesi kesinlikle bağımlılık yapıcı.”
-The Guardian

“Dönüp tekrar tekrar okumak istiyorsunuz. Millennium üçlemesi bu milenyumun en iyi üçlemesi.”
-John Timpane, Philadelphia Inquirer

“Stieg Larsson’u okumak, sert bir kahve gibi sizi canlandırır… Kitaplar sıra dışı bir şekilde aksiyon dolu ve düpedüz bağımlılık yaratıcı. Larsson son derece zeki bir aktivist ve feminist olmanın yanı sıra Tanrı vergisi bir aksiyon yazarlığı yeteneğine de sahip…”
-David Kamp, New York Times
gisayar manyağının bizi soluksuz bırakabileceğini kim düşünebilirdi ki?”
-Daily Express
Devamı...
Sunset Park
Sunset Park

Paul Auster


Florida’da başlamakla birlikte yine gelip Brooklyn’in Sunset Park semtinde düğümleniyor. Çocukça bir ağız dalaşının kaldırılamayacak kadar ağır bir vicdan yüküne dönüşmesi sonucunda, doğup büyüdüğü yerden, içinde yetiştiği ortamdan, ailesinden ve arkadaşlarından, kendi geçmişinden ve hatta geleceğinden kaçan bir gencin acılı öyküsü. Pişmanlık, avarelik, aşk, umut kıvılcımları, günlük yaşamın çetin koşullarında bulunan geçici çözümlerin bir araya getirdiği kişilerin dayanışması… Bu kişilerden her birinin kendi kişiliğinin penceresinden dünyaya bakışı… Sunset Park, Paul Auster’ın bütün diğer kitapları gibi bir solukta okunacak bir çağdaş edebiyat başyapıtı.
Devamı...
Büyük İnsanlık - Kendi Sesinden Şiirler
Büyük İnsanlık - Kendi Sesinden Şiirler

Nâzım Hikmet Ran



Nâzım Hikmet sorar:

Başlayayım mı Üstad?

Bedri Rahmi yanıtlar:

Başla Reis!

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Bu Kaydı çok iyi saklayın, aman ha!” diye vasiyet ettiği kayıttaki ses Nâzım Hikmet’e ait. 1960’ların teknolojisi bir makara bantta tam 50 yıl bekledikten sonra Nâzım ülkesine sessiyle de olsa dönüyor…

Bedri Rahmi ve Nâzım hikmet 1961 yılında Paris’te bir araya geliyorlar. Bedri Rahmi “Patırtı yapmayın” diyerek başlıyor “Yeşilden mordan pembeden” Şiirine, sonra Nâzım’a bırakıyor mikrofonu. Nâzım 55 şiirini soluksuz okuyor.

56.’sına geldiğinde kısa bir ara vermek istiyor ve sonra “Bir Garip Yolculuk”la devam ediyor (Biz bu şiiri “Saman Sarısı” olarak biliyoruz). Şiirler arasında ikisi var ki ilk kez bu kayıtla ortaya çıkıyor.

“Büyük İnsanlık” Kendi Sesinden Şiirler adını alan bu çalışma Yapı Kredi Yayınları ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın birlikte hazırladıkları ses ile şiirin buluşmasıdır.

İki şairin 50 yıl sonra gerçekleşen mürüvvetleridir.
Devamı...
Hayat
Hayat

Ayşe Kulin


Hayat ve Hüzün’de yazdıklarım, babamın da var olduğu dünyada geçirdiğim kırk yılın, dürbünüme çarpan resimleridir; özelimde ve ülkemde 1941’den bu yana yaşadıklarımdan, gördüklerimden seçmelerimdir.Kitabıma, beni çok etkileyen, çok üzen, çok sevindiren, bende iz bırakan, belleğimde hep kalan anılarımı aldım. 1983’ten sonraki yıllarımın serüveni belki bir başka kitaba konu olur ama bu kitaplar, 1983 yılına kadar, Edip Cansever’e rahmetle selam olsun, “Ben Ayşe Kulin Nasılım?”a yanıtımdır.
Veda ve Umut’ta ailesinin yaşadıklarından yola çıkarak Osmanlı’nın son günlerinden cumhuriyetin ortalarına kadar Türkiye’nin öyküsünü anlatan Ayşe Kulin, bu kez Hayat ve Hüzün’de kendi anılarını ve o anıların geri planını oluşturan dünyayı anlatıyor. Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen kalemlerinden biri olan Ayşe Kulin’den, anıların, Türkiye ve dünya koşullarının iç içe geçtiği bir çalışma.
Devamı...
Firarperest
Firarperest

Elif Şafak

İnsan ki eşrefi mahlukattır, içindeki semavi özü keşfetmekle yükümlüdür. Çıkacaksın yollara, kendine doğru git gidebildiğin kadar. Keşif boynumuzun borcudur. Kendimizi keşfetmek, aşkı keşfetmek, dünyayı keşfetmek, Öteki'ni keşfetmek...
(…)
Çakılı kalmamak sırf alışkanlıklardan ötürü demir attığın koylara. Çıkmak oralardan, geçmek dalgakıranların beri tarafına, bilmediğin memleketlere varmak, tatmadığın yemekler yemek, sözlerini anlamadığın şarkılarla içlenmek, risk almak, dağılmak ve parçalanmak ve hasret çekmek buram buram, gurbetin tadına bakmak ve kendini yabancının gözünden görmek, şaşırmak yeniden, şaşırmak bir çocuk gibi dünyanın hallerine, çeşitliliğine, güzelliğine, acımasızlıklarına... şaşırmak ölene kadar... şaşırma kabiliyetini hiç yitirmemek... budur son tahlilde Âdemoğullarına, Havvakızlarına kendilerini keşfettirten serüven.
Devamı...
Aşkın Gözyaşları
Aşkın Gözyaşları

Yazar:Sinan Yağmur

Yedinci ve en tesirli bıçak darbesi ensesine gelir boynu sağa doğru bükülmüştür. Dervişler yere kapanmasını bekleye dursun. Şems Hz. Peygamberin şu hadisini sesi boğuk mırıldanır: “Allah’a kavuşmayı isteyeni Allah da sever” Dervişlerden birisi sırtına tekmeyi vurur. Yüzüstü taş zemine kapanır, dudağı patlamış, dişleri zemine dökülmüştür Siyah feracesi kanlar içinde bordoya dönmüştür. Saçlarından tutarak kafasını kaldıran dervişin niyeti Şemsin başını gövdesinden ayırmaktır
Baş derviş engeller. Bırakın son nefesini versin. Sonra da en yakın bir kuyuya atın. Kıyafetine sarp atın.

Avluyu yıkayın. Sabah ile yola çıkarız. Şems hala son nefesini vermemiştir Sille taşının üzerindeki başını hafifçe göğe kaldırır ve: “Allah ne güzel sevgilidir. Rabbim sana aşığım. Ve bu canı sana hediye ediyorum.” Mevlana içeri girer, mendili koklar eli titreyerek açar. İçinden san kağıda yazılmış bir not çıkar: “Yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim. Gör ki aşk için
ölmek ne demekmiş.” Mevlana olduğu yere düşüp bayılmıştır.Geceden sonra doğan ve kalplerin çöllerini cennetlere çeviren bir gözyaşı bu. Çoraklaşmış ve çöle dönmüş kalpler; açın sadrınızı! Aşkın gözyaşları, serin serin, sağanak sağanak, üzerimize damlıyor; bakın gökyüzüne, nasılda aşk yağıyor..

Devamı...
Aşkın Halleri

Aşkın Halleri

Yazar : Alper Hasanoğlu


İkili İlişkilere Farklı Bir Bakış…

İlk yapıtı Bir Terapistin Arka Bahçesi ile kısa sürede dört baskı yapan kitabında aşka, birlikteliklere ve sadakat konularına değinen deneyimli psikoterapist Alper Hasanoğlu, bu kez Aşkın Halleri’nde, ikili ilişkilerin farklı boyutlarını ayrıntılı olarak ele alıyor. “Aşkın halleri”ne çocukluktaki ilk deneyimlerden yola çıkarak kuşatıcı ve derinlikli bir gözle bakan Hasanoğlu, edebiyattan ve felsefeden referanslar alarak özgün bir yaklaşımla yeni açılımlar getiriyor.
Devamı...
Ay Battı

Ay Battı

Yazar : John Steinbeck

Nazi işgali altındaki ülkelerde gizlice basılarak dağıtılmış ve sivil direnişlerin simgesi olmuş roman…

Adı bilinmeyen bir kasaba, bilinmeyen bir tarihte işgale uğrar. İşgale karşı zaman içinde sessiz bir direniş başlar. John Steinbeck bu romanda, bir kez bile Hitler´den, Nazi işgalinden söz etmeden, II. Dünya Savaşı´nda işgalcilerin ve işgale uğrayanların iç dünyalarını gözler önüne seriyor. İşgalciler tarafında, bir liderin peşinden giden ordunun kolektif ruhu zamanla amansız bir yalnızlık duygusuna dönüşüyor. İşgal edilenler tarafındaysa direniş, özgür bireylerin kişisel çabalarıyla başlayıp kolektif bir eyleme dönüşüyor. Giderek kim işgalci kim tutsak, iç içe geçiyor.
Devamı...
Son Ada
Son Ada......

Livaneli’nin çok satan romanı cep boy…
Darbeci bir başkan, emeklilik yıllarını geçirmek üzere, herkesin her şeyiyle hoşnut olduğu cennet bir adaya yerleşir. Başkan, ruhuna dek işlemiş olan yıkıcılık potansiyelini, geçmiş politik gücünden de yararlanarak kullanmaya kararlıdır. Livaneli Son Ada’da, düşsel bir ülkede yaşanan aslında hepimizin aşina olduğu olayları alegorik bir anlatımla verirken, politik ve kişisel ihtiraslarla topluma ve doğaya müdahalelerin sonuçlarını da gözler önüne seriyor.
Devamı...
Lüsyen
Lüsyen - Tarihe Gizlenmiş Bir Aşkın Hikayesi /Can Dündar

Atatürk, dans etti Lüsyen'le… Tevfik Fikret ona edebiyat dersi verdi. İnönü, evlerinde satranç oynadı. Nazım Hikmet, sofralarında yemek yedi. Kimler
yok ki, bu belgesel romanın sayfaları arasında: Mehmet Akif'ten Victor
Hugo'ya, Damat Ferid'den Oscar Wilde'a, Yahya Kemal'den Hindenburg'a,
Necip Fazıl'dan, Karındeşen Jack'e, Abdülmecid'ten Namık Kemal'e, Sultan
Reşad'dan Talat Paşa'ya Geçen asrın en ünlü portreleri… Ve onların arasında bir çağ yangınının tam ortasında yaşanmış inanılmaz bir aşk hikâyesi…
Can Dündar'ın yeni kitabı.
Devamı...
Taktikler
İş Bankası Kültür Yayınları, Satrançta Kazandıran kitaplar serisine bir yenisini ekledi.

Kazandıran taktiklerle avantaj hep sizde

İş Bankası Kültür Yayınları Satrançta Kazandıran Taktikler isimli kitapla, ilk hamleden itibaren tüm oyunun nasıl planlanması gerektiğini, usta satranç oyuncusu Yasser Seirawan’ın kaleminden okurla buluşturuyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin en yüksek puanlı satranç oyuncularından olan Seirawan, satranç tahtasındaki klasik pozisyonlardan hareketle bir tek hamlede bütün bir oyunun akışını nasıl değiştirilebileceğini gösteriyor.

Kitapta, satrancın temelinde yatan taktik hamlelerin, oyun akışı içinde adeta birer vurucu güç görevi gördüğünü ve rakibi tuzağa düşürmek veya köşeye sıkıştırmak için kısa vadeli fırsatların en iyi şekilde nasıl değerlendirilebileceği örneklerle anlatılıyor.

Yasser Seirawan’ın eğlenceli ve izlemesi kolay yöntemiyle her yaştan ve seviyeden satranç oyuncusunun faydalanabileceği taktik ilkeleri, içindeki deneme testleri ve çözümleriyle okurların yaratıcılığını kısıtlamadan büyük ustaların hamleleri üzerinden en iyi taktik hamleleri gözler önüne seriyor.

Satrançta Kazandıran Taktikler, avantajı daima elinde tutmak isteyen oyuncular için kılavuz niteliğinde…

İş Bankası Kültür Yayınları’nın Satrançta Kazandıran Açılışlar, Kombinezonlar, Stratejiler, Oyunsonları, Oyun Felsefesi ve son olarak Taktikler ile devam eden eşsiz satranç serisi 7. kitap olan Satrançta Kazandıran Harika Oyunlar ile tamamlanacak.
Devamı...
Arabada Kim Var ?



Kalemi “kamera gibi” kullanan kadın…
Yıllarca medyanın çeşitli alanlarında, özellikle de radyolarda, sponsorluk projeleri yazan film analisti Gökçe İspi Turan, polisiye öykülerde bulmaca çözmeyi seven okurları, heyecanı ve şaşırtmacası bol bir ilk-roman olan Arabada Kim Var? ile karşılıyor.

İstanbul-Toronto arasında mekik dokuyan üç paralel öyküde, kimi zaman bir intiharın nedeninin peşine düşüp “Acaba ortada bir katil mi var?” sorusunun cevabını arıyor, kimi zaman muhafazakâr Müslüman bir ailenin cinsellik bağımlısı oğullarının bir anda tehditle örülen macerasına tanık oluyor, kimi zamansa belleğini yitirmiş bir kadının “Misafirhane” adı verilen, yarı hapishane yarı akıl hastanesi bir yerden kaçıp kurtulma çabasına yardım ve yataklık ediyor.
Gökçe İspi Turan, kalemini kamera gibi kullanarak, ilerledikçe aroması belirginleşen bir film tadı veren romanında, ipuçlarını birbirine düğümlüyor ve “aslında neler olup bittiğini” anlamaya çalışan okura meydan okuyor...
Devamı...
Asi Melekler

Sanat tarihçisi Verlaine’den gelen bir mektup, Evangeline’in manastırda ibadetle geçen sakin günlerinin sonu olacaktır. Verlaine ile Evangeline, kendilerini yüzlerce yıldır sürmekte olan bir savaşın ortasında bulurlar. Tanrı’nın lanetine uğramış asi meleklerle Melekbilimciler arasındaki kanlı ve amansız savaştır bu.
Devamı...
Şah ve SULTAN



Tarih ileriye doğru çözüldükçe ağacın kökleri de görülecektir. Alevi de, Sünni de bağlıdır o köke. Birdir o toprakta. Gölgeler büyümüşse ışığı değil korkuyu yenmek gerekir. Karanlık ve kör ışığın egemenliği boğmasın artık nesilleri. Ve işte bir kez daha aşk! İktidar altında rüzgâra ve ateşe doğru yol alan iki hükümdar. Şah ile Sultan…

Devamı...
Gülümseyen Anılar


Gülümseyen Anılar, Hıfzı Topuz’un 1950’li yıllarda Babıâli anılarından, 1960’lı ve 1970’li yıllarda Paris’teki dostlarıyla konuşmalarından, TRT’deki bazı söyleşilerinden ve sıcak dostluklardan arta kalan ilgi çekici anılardan oluşuyor. Anılarıyla kitaba renk katan ünlülerin pek çoğu artık aramızda değil. Hıfzı Topuz’un altmış yıllık anıları yalnızca belleklerde, sararmış yapraklarda, fotoğraflarda ve ses bantlarında kalmıyor; bunlar bir yandan bizi hüzünle gülümsetirken, bir yandan da içimizde özlemle sarmalanmış burukluk yaratıyor.
Devamı...
Anneler ve Kızları
İlkim Öz’den yeni etkileyici bir çalışma…
Evlilik ve aile terapisti olan İlkim Öz, Anneler ve Kızları kitabında, doğumundan evliliğine kadar annelerin kızlarıyla ilişkisinin onların geleceğini nasıl etkilediğini somut örneklerle sıralıyor. İlkim Öz, anneler ve kızları arasındaki güçlü ve özel sevgi bağının mutlu bireyler oluşturarak bunun nasıl sağlıklı bir topluma dönüşebileceğini, anne kız ilişkisinin gelecek kuşaklar üzerindeki güçlü etkisini yalın bir dil ve çarpıcı örneklerle veriyor. Tüm annelerin, anne adaylarının ve ebeveynlerin elinden düşüremeyeceği bu kitap, sizin de en iyi rehberiniz olacak.
Devamı...
Kemiklerin Şifresi
İskoçya'nın uzak Hebrid adalarından biri olan Runa'da, adli antropolog Dr. David Hunter'ı tüyler ürperten bir keşif beklemektedir.
Neredeyse tamamen yanıp, ayakları ve bir eli sağlam kalmış bir ceset bulunmuştur. Yerel polis kaza sonucu ölüm raporu vermekte acelecidir, ama Hunter'ın içgüdüleri aksini söylemektedir: Karşılarındakinin bir cinayet vakası olduğu kanısındadır. Gerçekte Runa ilk anda göründüğü gibi huzurlu bir toplum olmaktan çok uzaktır... ve yanmış ceset de onun karanlık sırlarından sadece biridir.
Derken Atlantik'ten gelen fırtına adaya ulaşır ve bütün elektrik sistemi çöker, anakarayla bütün bağlantı kesilir. Fırtına kasıp kavururken, cinayetler de arka arkaya gelmeye başlar...

Etkili, sürprizli ve sarsıcı...
Kemiklerin Şifresi kitapları tüm dünyada çok satanlar listesinde yer alan birinci sınıf bir romancının kan donduran yeni polisiye romanı.

"Beckett beklenmedik manevralarla ve doruğa tırmandırdığı dehşetle okuru diken üstünde tutuyor"
Daily Telegraph

Devamı...
Mor Salkımlı Köşk1
Salih asla bir Sovyet sempatizanı değildi, olamazdı da zaten. Ama edebiyata düşkün, zamanının çoğunu hikâyeler yazmaya adamış, şiirden zevk alan biri olarak Nazım Hikmet’ten hoşlanması da ona çok tabii geliyordu. Ayrıca şairin ezildiğine inandığı işçi, köylü, emekçi sınıfını savunmasında da ne kötülük olabilirdi ki? Bu da yaşamın bir gerçeği değil miydi? Aslında yabancı memleketteki eğitimi sırasında birkaç Sovyet yanlısı kişi ile tanışmış, komünist rejimin teorik esaslarını onlarla müzakere etme şansı da olmuştu. Bu konuda derinine bilgi sahibi olduğu söylenemezdi yine de.
Faruk kucağındaki kızı ile sertçe dönüp bahçe kapısına doğru birkaç adım attı. Ayten ümitsizce sokak kapısının önünde kalakalmıştı. Kocasının haklı çıkması onun yüreğinde de bir burukluk yaratmıştı.
Fakat tam o sırada sokak kapısı birden aralandı. Hepsi merakla başlarını çevirip aralanan kapıya baktılar. Ufacık tefecik cılız bir kadın, titrek sesle soruyordu. “Faruk... Kardeşim... Sen mi geldin?”
Polisiye türünün Türkiye’deki usta kalemi Osman Aysu bir ‘ilk tarihi roman’la okurlarını İkinci Dünya Savaşı Türkiyesi’ne götürüyor. Tek partili dönemin siyasi atmosferinden çekip çıkardığı karakterleri ve onların yaşanmışlıklarını en canlı, en kalıcı halleriyle anlatarak, bizleri kırkların Türkiyesi’nde tanıklıklarla dolu tanıdık bir yolculuğa çıkarıyor.
Devamı...
Değirmenimden Mektuplar
Alphonse Daudet’nin mektupları

Alphonse Daudet’nin “en sevdiğim eserim” dediği Değirmenimden Mektuplar, yazarın eski bir değirmende yazdığı öykülerden oluşuyor. Değirmenimden Mektuplar, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilköğretim okullarında okutulmak üzere seçtiği 100 Temel Eser’den biri.

Dünya edebiyatının klasikleri arasında önemli bir yere sahip olan Değirmenimden Mektuplar, aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilköğretim okullarında okutulmak üzere seçtiği 100 Temel Eser’den biri. Alphonse Daudet’nin Fransa’nın Provence bölgesindeki eski bir değirmende yazdığı ve her birinde birer öykünün anlatıldığı eser, yazarın bilindik akıcı ve keyifli üslubunu taşıyor. Değirmenimden Mektuplar’da yer alan bazı bölümler, hâlâ dünya edebiyatının en çok okunan öyküleri arasında yer alıyor.

Şehrin kalabalığından ve insanlardan kaçan, huzuru sığındığı doğada arayan yazar, kitapta kendi gözlemlerinden derlediği hikayeleri aktarıyor. Değirmenimden Mektuplar yazarın kendisinin “en çok sevdiği eseri” olarak biliniyor.
Devamı...
Beyoğlu'nda Fısıltılar
David Boratav’dan sürprizlerle dolu bir aile tarihi

Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan, ünlü halk bilimci Pertev Nail Boratav’ın torunu David Boratav, Beyoğlu’nda Fısıltılar’da uykusuz ve zamansız bir anlatıyla okurun karşısına çıkıyor. Beyoğlu’nda Fısıltılar, hem bir yetişkinin hem de bir çocuğun gözünden aktarılan bir aile tarihi olmasının yanı sıra 1999 depremine, 6-7 Eylül olaylarına ve tabii ki İstanbul’a yaklaşımıyla etkileyici bir ilk roman. David Boratav’ın yadsınamaz bir gerçeklikle harmanladığı düş gücü, Beyoğlu’nda Fısıltılar’ı hafızalardan çıkmayacak bir aile tarihi anlatısına dönüştürüyor.

Beyoğlu’nda Fısıltılar ile Fransa’da ilk romanlara verilen çok saygın Gironde ödülünü kazanan David Boratav, anlatım biçimi açısından 21. yüzyılın romanı olarak nitelendirilebilecek bir esere imza atmış. Roman, iki farklı anlatı düzeyinde hem bir çocuğun hem de bir yetişkinin gözünden bir ailenin tarihini aktarıyor.

Bir kimlik arayışını yansıtan anlatımıyla, köksüzleşme ve köklere dönüş, dünya yurttaşlığı, sürgün ve iltica gibi günümüz romanına özgü önemli izlekleri barındırıyor Beyoğlu’nda Fısıltılar. Yakın tarihimize hümanist bir yaklaşımla bakarken, aynı zamanda anları, acıları ve bunalımları aktaran lirik bir şiirin akıcılığıyla içine çekiyor okuru.

Her ne kadar bir aile tarihi olsa da, Beyoğlu’nda Fısıltılar, adını aldığı Beyoğlu’nun farklı renk ve dönemlerini zamansız bir nitelemeye tabi tutuyor, eleştiriyor, kabulleniyor ve keşfediyor.

Londra’da uykusuzluk çeken bir adamla tanışıyoruz Beyoğlu’nda Fısıltılar’ın ilk satırlarında. Eşi tarafından terk edilmiş, oğluyla bir türlü gönlünce ilişki kuramayan bir erkeğin yaşadığı yabancılaşma duygusunu paylaşıyoruz. Dertli babasının ölümünün ardından, 11 yaşından beri ayak basmadığı İstanbul’a, ve tabii ki Beyoğlu’na dönüyor tereddütler içinde. Esrarengiz bir şiirin peşinde, kopmuş bağlarını yeniden tamamlama uğraşı verdiği bir şehirde, kendi varoluşunu sorgularken yakalıyoruz onu. Beyoğlu’nda Fısıltılar’ın sayfalarında köklü bir ailenin tarihi yeniden canlanırken, bir çocuğun ve bir yetişkinin gözlemleriyle iç içe geçen Beyoğlu’nun soluksuz fısıltılarını can kulağıyla dinliyoruz.

Devamı...
Bugünlerde Bahar İndi
YAŞAR KEMAL’İN İLK ŞİİR KİTABI
İlkgençlik yıllarında, hikâye ve romandan önce, şiir yazmaya başlayan Türkiye’nin evrensel yazarı Yaşar Kemal, şiirlerini Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan Bugünlerde Bahar İndi adlı kitapta topladı. Kitap, 11 Ekim Pazartesi günü okurlarıyla buluşuyor.

Yaşar Kemal’in, ilk şiir kitabı Bugünlerde Bahar İndi; ağırlıklı olarak 1940’larda yazılan, 50’ler ve 60’larda devam eden ve sonuncusu 1973’te yazılan usta işi şiirlerden oluşuyor. Kitapta, ilk kez yayımlanan şiirlerin yanı sıra; Kovan, Ülkü, Toprak, Küçük Dergi, Çığ, Görüşler adlı dergilerde ve Vatan ve Akşam gazetelerinde yayımlanan şiirler de yer alıyor.

Yaşar Kemal bu ilk şiir kitabını hazırlarken, seçtiği şiirlerin pek azında değişiklik yaptı. Ayrıca, onun şiirine özel sesini veren özelliklerden biri olduğu için, kitapta Yaşar Kemal’in özgün yazımı aynen korundu.

Kitapta yer alan şiirlerde öfkeyle umut, başkaldırıyla sevgi iç içe yer alıyor. En kasıntılı şairin bile özgünlüğünden ürkebileceği bir şiir yazıyor Yaşar Kemal: O, çalışmak isteyip işsiz kalan Kemal Sadık’ın hüznünü, direncini, umudunu, dile getiriyor... Kitapta, daha önce yayımlanmamış ancak Zülfü Livaneli tarafından bestelenmiş Ulaş ve Merhaba adlı şiirler de yer alıyor.
Devamı...
Geceyle Gelen
Aradığın aşk, unuttuğun aşk mıdır?


İtalya’da Bir Türk Sevdim adlı romanıyla ülkemizde geniş bir okur kitlesine ulaşan İtalyan yazar Cristina Comencini, Geceyle Gelen’de bu kez aşkın varoluş biçimini sorguluyor. 2011 yılında sinemalarda da izleme şansı bulacağımız Geceyle Gelen, yazarın İtalya’da en çok ilgi gören eserlerinden biri. Geceyle Gelen, anlattığı öykünün ardına büyük bir ustalıkla saklanmış sorularıyla aşkı yepyeni bir boyutta tanımlamaya zorluyor herkesi. Tutkuyla yaşanan gecenin ardından, aradan on beş yıl geçse bile, unutulmayan aşkın kendisi midir yoksa bedende bıraktığı ürperti mi? Yoksa aslında çoktan unuttuğun aşkı aramakla mı geçmektedir ömrün?


İtalyan sinemasının öncülerinden Luigi Comenci’nin romancı, öykücü, senarist ve yönetmen kızı Cristina Comencini, Geceyle Gelen’de aşk, arzu ve gizem dolu bir öyküyü seks ve ihtirasla bütünleyerek bir film görselliğinde aktarıyor. Geceyle Gelen, aşkı zamansız bir duygu boyutunda ele alıyor, sorguluyor, şaşırtıyor ve bedenler aşk diye haykırırken insan doğasının aman bilmez yırtıcılığını çırılçıplak gözler önüne seriyor.

İyi bir anne olmayı isteyen ancak bir türlü beceremeyen Marina, yaz ortasında küçük oğluyla birlikte geldiği dağda, suskun bir adam olan Manfred’le karşılaşır. Kaba bir dağ adamı olan Manfred, daha önceki terk edilişlerinin acısını içinde yaşatırken, ruhsal çöküntüsünü de gizlemeye çalışmaktadır. Tedirgin edici bakışlarıyla casus gibi gözetlediği Marina’nın kaza sonucu yaralanan çocuğunu hastaneye götürmek Manfred’e düşer. Zorunlu bir yakınlaşmanın doğduğu o günden sonra Manfred, Marina’nın herkesten, hatta kocasından bile sakladığı sırrının izini sürmeye başlar. Ama her şey karşılıklıdır. İtiraf edilemez bir gerçekle yaşamaya alışmış olan Marina da Manfred’in sırlarının peşine düşer; onun zayıflıklarını yakalar ve kullanır. Erkek ve kadın arasındaki gizemlerin sona erdiği noktada, her şeyden arınmış olarak ve çırılçıplak karşı karşıya kalırlar. Öfke ve tutku dolu bir meydan okumanın eşiğinde birbirlerini arzularlar. Duydukları istek öylesine dayanılmazdır ki, ölümcül sonuçlar doğurması işten bile değildir. Aradan on beş yıl geçmiş olsa bile…
Devamı...
Beowulf
Neil Gaiman’ın sunumuyla…

Yüzyıllar boyunca merakla anlatılıp okunan Beowulf destanı, 2007 yılında filme aktarıldığında, her kesimden izleyicinin beğenisini toplamıştı.
NEİL GAIMAN ve ROGER AVARY’nin senaryosundan yola çıkan Caitlin R. Kiernan, bu romanla Beowulf’u yeni nesiller için ölümsüzleştirdi.
Yenilmez kahraman Beowulf’un, canavar Grendel ve annesiyle mücadelesi; bir krallığı gölgeleyen karanlık sırlar; mağaralar ve ejderhalar…
Maceraya hazırlanın…
Sonra Kraliçe Wealthow öne çıktı; merdivenlerden inerken altın sarısı saçları cansız gün ışığında parıldıyordu.
“Buraya birçok cesur adam geldi,” dedi, “ve hepsi de sarhoş olana kadar efendimin şarabından içtiler ve bizi bu kâbustan kurtaracaklarına yemin ettiler...”
“Ama ertesi sabah,” diye devam etti Kraliçe Wealthow, “geride yerlerden… sıralardan… ve duvarlardan silinecek kan ve insan kalıntısından
başka bir şey kalmadı.”

Devamı...
Avrupa Tarihi
"Tek cilde sığdırılan en iyi Avrupa tarihi kitabı.”
The Times

J.M. Roberts, Avrupa’nın değişen tarihini ve insanlarını buz devri ve klasik uygarlıklardan başlayıp Hıristiyanlığın yükselişine ve modern çağda Avrupa entegrasyonuna kadar izliyor. Avrupa Tarihi kitabı farklı dönemlere yayılan Avrupalı kimliğinin gelişimini de farklı biçimlerde geniş kapsamlı bir şekilde anlatıyor.


“Geçmişin tüm alanlarını kavrama ve iletme yeteneğiyle Roberts, neslinin önde gelen tarih dehaları arasında sayılmalıdır.”
Guardian

“Muazzam bir sentez çalışması… Olağanüstü olgusal tutarlılık ve sağlam değerlendirmeler.”
Daily Telegraph

“Büyükbaş hayvanların Minos Medeniyeti’ndeki öneminden ‘liberal uygarlığın temelleri’nin sorgulanmasında Freud’un etkisine kadar uzanan geniş bir inceleme… Özetleme ve ifade yeteneği ise olağanüstü.”
Economist, Raymond Carr

“Roberts bir dizi geniş kaynağı ve metodu bir sanatçının ilhamlı kalemiyle birleştirmiş.”
Independent Sunday
Devamı...
Kayıp Gül
Bütün Dünya Bir Türk Romanını Konuşuyor
Genç Türk Romancı Serdar Özkan'ın ilk romanı Kayıp Gül bugüne kadar 29 dile çevrildi, 40'tan fazla ülkede basıldı. Kanada'dan Japonya'ya, Brezilya'dan Endonezya'ya, dünyanın dört bir yanında okurların büyük ilgi ve beğenisini kazanan Kayıp Gül, birçok ülkede haftalarca bestseller listelerinde yer aldı.
Tüm zamanların en çok okunan ve sevilen kitaplarından St. Exupéry'nin Küçük Prens'i, Richard Bach'ın Martı'sı, Hesse'nin Siddarta'sı ve Paulo Coelho'nun Simyacı'sına denk tutulan Kayıp Gül, özgün bir 'kendini keşfetme' romanı.
Değişik kültür ve felsefeleri günümüzün modern yaşantısıyla iç içe sunan Kayıp Gül, Doğu'yla Batı arasında bir köprü eser niteliğinde. Sanki bu yönüyle, hem tarihsel hem de coğrafi anlamda Doğu ile Batı arasında bir köprü olan kültürümüzün çağdaş edebiyata akseden bir yansıması.
Kayıp Gül'ün kahramanı Diana'nın peşine takılan okur, başta Türk kültürüne olmak üzere, Yunan mitolojisinden Yunus Emre'ye; William Blake'ten Sokrates'e; doğu mistisizminden Küçük Prens'e; Meryem Ana'dan Nasrettin Hoca'ya; modern yaşantıdan metafiziğe; gerçek dünyadan düşlerin dünyasına ve San Francisco'dan İstanbul'a uzanan bir yolculuğa çıkıyor.
Eserlerinde doğu ve batı motiflerine eşit derecede yer veren Serdar Özkan bir röportaj sırasında kendisine yöneltilen, 'Siz, batı hakkında yazan doğulu bir yazar mısınız, yoksa doğu hakkında yazan batılı bir yazar mısınız?' sorusuna 'Ben bir insanım' diye cevap verecek kadar insanın evrenselliğini ve birleştiğimiz noktaları ön plana çıkaran bir yazar.
Kayıp Gül, evrensel mesajları ve kültürleri buluşturan, Doğuyla-Batıyı birleştiren yönüyle, özellikle kültür çatışmalarının giderek arttığı dünyamızda ümit veren bir eser. Kanada televizyonunda, Kayıp Gül'ün hayatında okuduğu en güzel öykülerden biri olduğunu belirten kitap eleştirmeni Christine Michaud, Kayıp Gül'ün bu yönüne özellikle dikkat çekiyor. Kayıp Gül için 'Bu kitabın bizi birleştirmeye gücü var,' diyen Michaud, kitaptaki öykünün her
insana hitap ettiğini söylüyor.
Serdar Özkan romanlarında, farklılıklarımızdan çok ortak yönlerimize vurgu yapıyor. Yazar, degişik kültürlerden gelen insanların farklılıklarını kabul etmekle birlikte, yine de insan olarak benzerliklerimizin daha önemli olduğunu savunuyor. Üniversite eğitimi için gittiği Amerika'da dört sene yaşayan Özkan, bu düşüncelerinin orada, tamamen farklı bir kültürde yaşarken şekillendiğini söylüyor. Zaten Kayıp Gül de ikiz kız kardeşini aramak üzere
İstanbul'a gelen Amerikalı Diana'nın öyküsünü anlatıyor.
Kayıp Gül aynı zamanda, başkalarının beğenisini ve takdirini kazanmak uğruna düşlerinden ve kendinden ödün veren genç bir kızın öyküsü. 'Başkaları benim hakkımda ne düşünür?' kaygısıyla hayallerini ve 'kendi olmayı' terk eden ve bu yüzden sonunda dibe vuran Diana'nın kendini geri kazanma savaşının öyküsü. Bu savaşında ona St.Exupéry'nin Küçük Prens'i, Küçük Prens'in gülü ve İstanbul'un gülleri eşlik ediyor.

Devamı...
Veda
Milyonlara ulaşan filmin beklenen kitabı…

“Oğlum Muzaffer, sana bir sır veriyorum. Paşam ölürse ben de yaşayamam, o saat canıma kıyacağım.” Salih Bozok’un o uğursuz kasım sabahı oğluna söylediği bu sözler, kaçınılmaz sona isyan eden bir dostun acı çığlığı gibidir. Bozok, kararının gerekçesini açıklamak üzere bir veda mektubu yazmaya koyulur. Bu mektup, Selanik’te mahalle mektebinde başlayan, bir imparatorluğun çöküşüne tanık olan ve modern Türkiye’nin kuruluş coşkusunu yaşayan güçlü bir dostluğun çarpıcı belgesidir. Çocukluk arkadaşı Mustafa’yla, Kurtuluş Savaşı kahramanı Mustafa Kemal Paşa’yla ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’le pek çok yaşantıyı paylaşmış, onun kederine, tasasına ve sevincine tanık olmuş Bozok’un mektubu, dünyanın saygı duyduğu bir liderin özel yaşamına ve iç dünyasına da ışık tutuyor. Veda, gösterime girdiği dönemde Türkiye’de bir milyon kişiye ulaşan, yurtiçinde ve dünyada pek çok olumlu eleştiri alan filmin romanı.
Devamı...
Çağrışımlar Tanıklıklar Dostluklar
“Kültür Şövalyesi” Şakir Eczacıbaşı’dan Ses Getirecek, Tartışmalar Yaratacak Anılar
İstanbul’un “kültür şövalyesi” olarak ünlenen Şakir Eczacıbaşı’nın, ölümünden kısa bir süre önce tamamladığı anıları Çağrışımlar, Tanıklıklar, Dostluklar bir dönemin kültür, sanat, spor, basın ve iş dünyasından seçkin portrelerle dikkat çekiyor.
81 yaşında hayata veda eden Şakir Eczacıbaşı’nın anılarında özellikle fotoğraf sanatçılığı, iş adamlığı, spor takımları yöneticiliği, sinema alanındaki öncülüğü ve günümüzde her yıl yüz binlerce izleyiciye kucak açan sanat festivalleri kuruculuğu öne çıkıyor.
Şakir Eczacıbaşı, 784 sayfalık anılarında bir yandan dönemin toplumsal ve kültürel çalkantılarını anlatırken, sanatçıların bir araya geldikleri mekânlarda yaşanan olaylara ve yakın tarihimiz açısından önemli kişilere yer veriyor. Öte yandan sanatsal çabalardan siyasal etkileşimlere, sarsılmayan dostluklardan kültür savaşımına kadar birçok olayın, yılların biriktirdiği bu sıra dışı anılarla renklenişine de tanık oluyoruz.
Devamı...
Bir An Bin Parça
2007 Yunus Nadi Roman Ödülü

Enver Aysever, bu romanda insanoğlunun ezeli dramını günümüzün aynasında yeniden sorguluyor.

Ne kadar yürekli olabiliriz, o “an” geldiğinde? Hangi roller biçilir bize? Aynı düşü görmüş insanlar, o “an”ı farklı anlatmaya koyulursa ve dudaklardan başka başka öyküler dökülürse… İç içe geçmiş, kırık, yaşanamamış, imkânsız aşkların yarası hâlâ kanıyorsa… Darbelerle cezalandırılmış, dağılmış bir ailenin okumaya arzulu kızı, sırtındaki yükle İstanbul’a, bir sürgün yerine gelir gibi uzanıyorsa… 6-7 Eylül olaylarının acılı insanları, kendi ülkelerinde yalnızlaşmışlarsa, onurlu bir diplomat cezalandırılmışsa...
Devamı...
Meridian
Vampir Akademisi yazarının “Karanlık ve çekici” olarak nitelendirdiği bağımlılık yaratan, elden düşmeyen bir roman…

Meridian, küçüklüğünden beri yatağının çevresinde bulduğu ölmüş böcekler ve küçük hayvanlar nedeniyle ölümle bir ilişkisi olduğunu bilmektedir. Bunun nedenini ancak on altıncı doğum gününde öğrenir. O, “özel biridir.” Peki, çevresindeki canlılara o mu ölüm getirmektedir? Hayır, o, zaten ölmekte olan canlıların ruhlarını ışığa göndermekle görevli bir tür melektir. On altı yaşında bir genç kız böyle bir gerçekle nasıl yaşayacaktır? Normal bir yaşam sürmek varken, bu zorlu görevi üstlenip ruhlara cennetin penceresini açmayı başarabilecek midir? Bu arada kötülerle, yani ruhları karanlığa götürmek isteyenlerle nasıl baş edecektir?
Ölümü ve yaşamı sorgulayan çağdaş bir dünya masalı…

Devamı...
Ejderha Dövmeli Kız
41 ülkede rekor satış yapan kitaplarının başarısını göremeden 50 yaşında hayata veda eden İsveçli gazeteci Stieg Larssonun zihne kazınacak sahneler, çarpıcı ve canlı karakterler, okurları adeta yerlerine çivileyecek sürükleyici bir kurgu ile her sayfasını ağır ağır ve dokuyarak yazdığı Millennium serisinin ilk kitabı Ejderha Dövmeli Kızı okuduktan sonra, Gefle Dagblad gibi bundan daha iyisi yapılamaz diyebilirsiniz. Ama bu erken bir karar olabilir. Son sözü söylemeden ikincisini beklemenizi tavsiye ederiz. Olağanüstü Okuyucular kitabı okurken yerlerinden bile kıpırdayamayacak. -SUNDAY TIMES "Bu kitabı okumaya başladı- ğınızda, ilk adımı hiç atmamış olmayı dileyeceksiniz. Çevreniz kararacak ve kendinizi öykünün içinde bulacaksınız" -BILD AM SONNTAG Bu kitap kendisi için söylenen her bir övgü sözcüğünü hak ediyor Üçlemenin geri kalan iki kitabı bunun yarısı kadar bile iyi olsa, Larsson bize müthiş bir miras bırakmış olacak. -SHARON WHEELER Larssonun bu kitabı saatli bir bomba gibi... -BOB CORNWELL Hipnotize edici. -USA TODAY Tam bir dinamit. -LIZ SMITH Çılgınca Müthiş bir gerilim. -THE WASHINGTON POST Büyük bir açlıkla okunacaktır -OBSERVER Larssonun kitapları hayatımız için bir tehlike oluşturuyor. Parklar okuyucularla tıka basa dolacak, çalışma dünyası altüst olacaktır. Bütün bunların nedeni hiç kimsenin kitabı elinden bırakamamasıdır. -BAMS
Devamı...
Bana Atatürk'ü Anlattılar
Cumhuriyeti Kuranlardan Tanıklıklar

Gazetelerin soluk yaprakları arasında yitip giden bu anılar, Atatürk'ü çok özlediğimiz bugünlerde yeniden gün ışığına çıkıyor.

İsmet İnönü, Falih Rıfkı Atay, Cafer Tayyar Eğilmez, Sabiha Gökçen, Mim Kemal Öke, Ali Fuat Cebesoy, Agop Dilaçar, Vildan Âşir Savaşır, İ. Süreyya Yiğit, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sırrı Bellioğlu, Ekrem Rize gibi her biri Atatürk'ün yakın arkadaşı olan bu ünlüler, kuruluş dönemine ve Atatürk'e ilişkin, tarihe ışık tutacak anılarını paylaştılar.

Ayrıca bu kitapta Yunan orduları başkomutanı General Trikupis de nasıl esir olduğunu, Atatürk'ün kendisine nasıl içtenlikle yaklaştığını anlatıyor.
Devamı...
Alaycı Kuş
AÇLIK OYUNLARI’NIN NEFESİNİZİ KESECEK 3. KİTABI
Bütün engellere rağmen, Katniss Everdeen Açlık Oyunları’ndan iki kez sağ çıkmıştır. Ama şimdi kanlı arenadan sağ çıkmayı başardığı halde hâlâ güvende değildir. Capitol kızgındır. Capitol rövanş istemektedir. Uğradıkları bozgunun bedelini ödetmek istedikleri kişi kimdir? Katniss. Daha da beteri, Başkan Snow başka hiç kimsenin de güvende olmadığını açıkça belirtmiştir. Ne Katniss’in ailesi, ne arkadaşları, ne de 12. Mıntıka halkı. Suzanne Collins’in gerilim romanı Açlık Oyunları üçlemesinin bu güçlü ve heyecan verici finali yılın en çok sözü edilen kitabı olmayı vaat ediyor.

"En heyecanlı yerinde kesilen mükemmel kitap okurları üçüncü cilt için feryat ederken bırakacak."
– Kirkus reviews

"Edward’ı ya da Jacob’u unutun... okurlar taraf tutacak: Peeta mı, yoksa Gale mi?"
– Publishers Weekly

“Katniss ustalıkla öldürürken, Collins vurucu yeteneğiyle yazıyor.”
– Time dergisi

"Kusursuz ilerleme hızı ve heyecan verici bir dünyanın inşa edilmesi."
– Booklist
Devamı...
Zeytin Dağı
Zeytindağı, insanın kanını donduran tarihi bir süreci "bir imparatorluğun çöküşünü" o zamana göre en duru Türkçeyle karşımıza getiriyor. Kitapta Mehmetçiğin Yemen'de, Aden'de kanal'da Gazze'de, Arap çöllerinde nasıl kırıldığını, yenilgiden sonra bir vagon dolusu "mecidiye altınını" bile nasıl bıraktığımızı hayretler içinde okuyacaksınız.

Cemal Paşa'nın emir subayı olarak, o günlerde en yakınında olan Falih Rıfkı Zeytindağı kitabıyla tarihimize bir ibret belgesi bırakırken, her biri destan olabilecek, askerlerin günlükleri ve adeta kumar masasında kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikayeleri tüylerinizi ürperticek.
Devamı...

Facebookta Paylaş